6/24/2009
Sen göbeğini kaşı.../Bekir Coşkun
TÜM bunlar seni ilgilendirmez...
Nedir bu didişme?..
Neler oluyor?..
Hukuk yok, demokrasi işlemiyor, devletin kurumları birbirine düşman, toplumumuz parçalara bölündü...
Bu olanlar sana göre değil...
Sen göbeğini kaşı...
Aptal aptal dizilere bak...
Ve yarısında uyu..
*
Nasıl olsa senin yerine düşünen var...
Senin yerine olanları dert edinen, senin yerine konuşan, senin yerine didinen, senin yerine canı yanan...
Ve senin için canını veren...
Farkında bile değilsin, kimisinin "Unutma ey halkım... Unutma bizi..." diye küçük bir ricası vardı. Şimdi sorsam sana adını bilir misin, bilmez misin?..
Sen gazete okuma...
Kitaba elin değmemiştir, bilirim...
Dünya ile ilgilenme...
Bakma...
Görme...
Düşünme...
Neden zengin ülkenin yoksulusun, sorgulama...
Sana nohut ve kömür verirler...
Belki bir de üçlü kanepe...
Sen de oy verirsin...
Sonra...
Sonra senin yerine düşünenler, senin yerine dizine vuranlar, senin yerine kahırlananlar, senin yerine sorgulayanlar... Senin ahmaklığını temizlemek için hapishanelere doldurulurlar, yanarlar, olmadı ölürler...
Sen aldırma...
*
Bu olanlar, bu devlet içindeki soğuk savaş, bu huzursuzluk, bu didişme, bu bölünme, bu mücadele işte bundandır...
Kimileri senin akılsızlığının faturasını ödüyor...
Didiniyorlar, çırpınıyorlar, canları yanıyor, başları dertte...
Bunlar seni ilgilendirmez...
Dönüp bakma bile olana bitene...
Sen göbeğini kaşı...
3/03/2009
O ağaç sizin/Bekir Coşkun
O köşe başındaki meşe ağacı sizin...
Karşı yamaçtaki çamların, servilerin, çınarların, yoncalığın, çimenlerin sizden başka kimsesi yoktur, onları siz koruyacaksınız, onlar sizin...
O kumru sizin...
O serçeler sizin...
Saksağan sizin...
Nehir sizin nehrinizdir, göl sizin gölünüz...
Deniz sizin...
*
Ama siz her zaman onları yalnız bıraktınız.
Eli baltalı adamlar ormana yanaştığında, dozerler-kepçeler yeşil alandaki sincabın ağacını söküp attığında, yunusları tüfeklerle öldürdüklerinde, fabrikalar yağlı sularını nehre-göle akıttıklarında, denizi çöplük olarak kullandıklarında öyle baktınız.
Sanki onlar başkasınınmış gibi...
Onların varlığı size huzur-mutluluk verdi de, yok edilişlerinde arkanızı döndünüz...
Bir ağaç kesildiğinde nefesinizin bir kısmının kesildiğini, bir kuş öldüğünde mutluluğunuzun çalındığını, denize-ırmağa kıyıldığında bir parçanızın alındığını, yunusları öldürdüklerinde, denizlerdeki dostunuzu vurduklarını anlamadınız.
Oysa onlar sizindi...
Size emanet...
Doğanın tükenişindeki en büyük nedendir işte bu:
Vefasızlığınız...
*
Vakit çok geç değil.
Henüz zaman var.
Bir ağaç kesildiğinde, bir koruluğa dozerler girdiğinde, pis boruları denize-ırmağa bağladıklarında, o kuşu vurup o sincabı kovduklarında, komşunuzun kapısını çalıp "Hadi gidiyoruz" demelisiniz:
"Yardıma gidiyoruz... Onlar bizim..."
Uygar insan bunu yapar.
Sahip çıkmalısınız onlara; örgütlenerek, bir araya gelerek, el ele vererek, sevgilerinizi birleştirerek, merhametlerinizi çatarak...
Sizden başka kimsesi yoktur onların...
Onlar size muhtaç...
O ağaç sizin, o kuş, o ırmak, o koruluk, o yunus...
2/09/2009
Şehirler,bizi bırakıp gittiler/Bekir Coşkun
Kent kalır, insan gider oralarda:
"Gidiyorum İstanbul
Hoşçakal
Martılar senin olsun..."
Ama artık öyle değil; kentler bizi terk ettiler.
Ben burdayım, ama sevdiğim şehir gitti. Kavaklıdere yok, Bahçelievler yok, Ulus yok, Maltepe yok... Bir koşu gidip bakıyorum; Çıkrıkçılar Yokuşu orada değil...
Samanpazarı'nda bir "han" odasında, köşeye dayalı sazını alıp, henüz 20'lerindeki bizlere o türküyü çalıp söyleyen Neşet Ertaş'a koşuyorum:
"Zahidem kurbanım sallama beşik..."
Yok yerinde o han... Bir çirkin belediye binası yapmışlar, görgüsüz...
Áşık olduğum o gece oturup ağladığım kaldırım...
Kumrular Sokak'taki meyhanemiz...
Yok...
Yok...
*
Bir umuttur; İstanbul'a her gittiğimde, o eski dostlara koşarım, yeller esiyor yerlerinde.
Tıfıl müzisyen olarak ilk kez orada çalmıştım; Salacak Gazinosu'nda:
"Gönlümde açmadan solan bir gülsün
Her zaman gamlıyım, her zaman üzgün..."
Hiç dilimden düşmedi o şarkı yıllardır:
"Senede bir gün..."
Hepsi gitmiş mekánların, Beyoğlu'nu yerinde bulanınız var mı?.. Sulukule'den Moda bostanlarına... Kumkapı'dan Pendik konaklarına kadar...
Hiçbiri orada değil...
Bizi terk etti şehirler...
*
Televizyon tartışmalarına bakıp, nelerini öğrenmek istiyorsunuz bu adamların?..
Sözlerine, káğıtlarına, belgelerine bakıp nelerini göreceksiniz?..
Bu görgüsüz, zevksiz, yağmacı, talancı adamlar, şehirlerimizi aldılar elimizden...
Yetmiyor mu?..
Bu adamların yüzünden sevdiğimiz kentler yerlerinde değiller...
Bu adamların yüzündendir...
Şehirler, bizi bırakıp gittiler...
kaynak:mevsimsiz