şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7/09/2009

Özdemir Asaf...



11 Haziran 1923'te Ankara'da doğdu.28 Ocak 1981'de İstanbul'da öldü. Asıl adı Halit Özdemir Arun'dur. İlk ve ortaöğreniminin bir bölümünü Galatasaray Lisesi'nde yaptı.1942 yılında Kabataş Erkek Lisesi'nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi'nde, önce Hukuk Fakültesi'ne, sonra İktisat Fakültesi ve Gazetecilik Enstitüsü'ne devam ettiyse de 1947'd e yüksek öğrenimini yarıdabıraktı. Bir süre sigorta prodüktörlüğü yaptı. 'Zaman' ve 'Tanin' gazetelerinde çevirmen olarak çalıştı. İlk yazısı 1939'da 'Servetifünun-Uyanış' dergisinde çıktı.1951'de Sanat Basımevi'ni kurarak matbaacılık yaşamına girdi. Kendi şiir kitaplarını bastı.1955'te Yuvarlak Masa Yayınları'nı kurdu.

İkilikler ve dörtlüklerden oluşan ilk şiirlerinde yoğun bir söyley
iş özelliği göze çarpar. İnsan toplum ilişkilerine yönelik temaları konu edinerek düşündürücü bir şiir evreni kurmuştur. Duygu ve düşünce yoğunluğuyla birlikte, alay ve taşlama şiirine egemen olan öğelerdir. İnsan ilişkilerinin toplumsal ve bireysel yanlarını sen ben ikileminde vermiştir. Çok kullandığı sevgi, ayrılık, ölüm temaları, son dönem şiirlerinde giderek yerini kaçış ve umutsuzluğun tedirginliğine bırakmıştır.

Şiirin bir görüşü yansıtması, bir iletisinin olması düşüncesinden yola çıkmıştır. Yuvarlağın Köşeleri kitabında şiirin ve yazarın işlevi konusundaki görüşlerini dile getirmiştir. Batı şiiri ve geleneksel Türk şiirinden yararlanarak verdiği bileşim sanatını zenginleştirip geliştirmiştir .


ESERLERİ


.Şiir kitapları: Dünya Kaçtı Gözüme (1955) , Sen Sen Sen (1956) , Bir Kapı Önünde (1957) , Yuvarlağın Köşeleri (1961) , Yumuşaklıklar Değil (1967) , Nasılsın (1970) , Çiçekleri Yemeyin (1975) , Yalnızlık Paylaşılmaz (1978) , Benden Sonra Mutluluk (1983)



Kendisini Unutmuş
Bütün aşkların kitabı elinde
Sevilmemiş yinlerin balosuna gitti.
Öylesine kalabalıktı ki,
Sevdiğini anlamadı.

Bütün kapıların anahtarı elinde
Öpülmemiş dudakların balosuna gitti.
Öyle aydınlıktı ki,
Öptüğünü anlamadı.

Isıklarla örtünmüştü çıplaklık,
Renklere uzandı susamış,
Beyazlıklar arasında kayboldu bakışları.
Gözleri yaşamayordu artık.

Şekilleri çağırmaya gitti, kandıracak.
Elleri aranıyor, tutamayordu.
Elleri, elleriydi kurtaracak,
Artık yaşamayordu.

Bir yanda gelen o dinmeyen aydınlık,
Aldıkça alan.
Bir yanda giden bir noktaydı karanlık,
Ellerinde başlayan, gözlerinde biten.

Bağırdı, kan gibi aktı sesi,
Aşamadi dışının duvarından.
Elinde bütün aşkların kitabı,
Anlatıyordu aldanan aydınlıklarından.

Elinde bütün kapıların anahtarı,
Ve unutulmuş bir duvarda, kendi kapısı..
Varamadı.
Ora öyle karanlıktı ki.
Öldüğünü anlamadı.

Özdemir Asaf


6/14/2009

Öğüt.../Özdemir Asaf


Okulda,anladıkça başaracaksın.
Yaşamda,başardıkça anlayacaksın.
Gelecek mutlu-mutsuz,inanmasan da;
Gözlerin yaşardıkça anlayacaksın.

Yalnızlık paylaşılmaz.
Paylaşılsa yalnızlık olmaz.

4/06/2009

Ben mi?/Lev


Ben mi,
Güneşi kovalıyorum
Bu kahvede
Büyüttüğüm
Hayaller arasındayım.
Bir ihanettir aşkı başlatan,
ondan önce mayasını katan
Olmaz hayallerdir.
Ben seni asıl
Gelmeyeceğin saatlerde
Beklerim.
Akşam çarçabuk iner
Şehre...

3/16/2009

Yenilgi/Halil Cibran

Yenilgi, yenilgim, yalnızlığım ve kimsesizliğim.
Binlerce yengiden de bana değerli olan sen!
Dünyadaki tüm parlak başarılardan
sensin yüreğime yakın olanı!

Yenilgi, yenilgim, baskaldırım
ve de benim kendimle tanışmam.
Sayendedir ki, hala ben ayağı yere basan
ve solmuş defneler peşinde koşmayan
biri olduğumun bilincindeyim;
ve sende, yalnızlığımı buldum
ve de herkesten uzak,
ve de gururlu olmayı.

Yenilgi, yenilgim, benim parlak kılıcım
ve de kalkanım.
Gözlerinde okudum tahtı arayanın
kendi kendisinin kuluna dönüştüğünü.
Ve, bir kimsenin derinliklerindeki
esasını anlayabilmemiz için
onun gücünü söndürmemiz gerektiğini.
Ve ancak böylesine olgunlaştıktan sonradır ki,
bir meyvenin tadına varılabildiğini.

Yenilgi, yenilgim,
benim sözünü sakınmaz yol arkadaşım
şarkımı, bağrışmalarımı, sessizliklerimi hep duyacaksın.
Ve senden baska hiçkimse bana söz etmeyecek
kanat çırpınmalarından ve deniz kabarmalarından
ve de geceleri yanan dağlardan.
Ve sen, tek başına
ruhumun sarp ve kayalık
yollarından tırmanacaksın.

Yenilgi, yenilgim, benim ölmez cesaretim
sen ve ben fırtınada birlikte güleceğiz;
ve biz ikimiz, derin mezarlar kazacağız
içimizde ölmekte olanlara;
ve tutunacağız, tüm gücümüzle,
güneşin karşısında;
ve de tehlikeli olacağız.

3/07/2009

Göçebe/Cemal Süreya

Sen sık sık gülen gülerken de
Sevecen bir Akdeniz çizgisini
Sol yanına ağzının
İliştiren çocuk özenle
Yabana mı atıyorum yani seni
Yabana mı atıyorum saat altı buçukları
Çocuk ve Allah'ın en eski baskısını
Değil, değil bunların biri
Gözlerimin gemileri kuş istiyor
Açılıp kapandıkça sevdam
Kapanıp açılıyor bir mavi
Şahmaran süt istiyor kefeninden
Üç aylık ölmüş çocukların
Kerem ile Arzu geliyor Aslı ile Kanber
Ay kana kana batıyor
Ay kana kana batıyor
Eşkiyalar gecenin yangınını izliyor uzakta
Kargapazarı dağlarını dolanan yaşlı ve öfkeli bir
otobüsteyim
Jandarma daima nesirde kalacaktır
Eşkiyalar silahlarını çapraz astıkça türkülerine
Ve bu dağlar böyle eşkiya güzelliği taşıdıkça
Patronun karısını zimmetine geçirip
Amasya'dan Kars'a kaçmakta olan sayman yardımcısıyla
Alevilikten konuşuyoruz uzun süre
Yanımdaki hep bir gazetede Marilym Monroe'nun
resimlerine bakıyor
Marilyn Monroe öldü diyorum ona
Ölümü siyah bir kakül gibi alnına düşürmesini bildi
Şimdiyse Cennette Nietzsche'nin metresi olması gerekir
Bunları diyorum daha ne varsa diyorum
İşte hiçbir sebep olmadığını sevişmemeye
İşte çocukluğumdan beri içimde bir önsezi olduğunu
Bunun bir gün birine rastlamak gibi bir şey olduğunu
Belki de bir günler bunun için Aydın'da
bulunduğumu
Zaten nedense hep bir şehirden bir şehre yolcu
olduğumu
İşte eflatun kakalı çocuklar olduğunu Kütahya'da
Ankara'da dokunak Yozgat'ta becerik olduğunu
Van'da güreşçi develer gibi süslediklerini kamyonları
İstanbul'da minarelerin lirik olduğunu köprülerinse
dialektik
Acemi bir bulut bozuyor bütün görüntüyü eski bir şarkı
gibi
Bu şarkıyı ne zaman duysam aklıma
Sinirli bir elin uysal bir bardağa
Çok yukardan döktüğü bir içki gelir
Sonsuz ve olağanüstü bir bira
Köpüklene köpüklene biçimlendirir
Soyunarak ağlayan bir kadını
Acı bilincinde sonrasızlığın
Ama bırakalım bırakalım bunları
Yoldan piyade erleri geçiyor tahta bavullarıyla ve
büyük yakalarıyla
Ve faytoncular görüyorum
Yere basışlarındaki ağırlığı azaltmak için
Tanrısal bıyıklarıyla durumlarını paraşütlendiren

Kars'tayım bu ne biçim Kars bir kenarda
Pekala yalçınlık iddiasında bulunabilecek bir tepenin
üstünde
Kars kalesi yükseliyor
Gökyüzünü Ankara kalesine göre daha soyut ve daha
elverişli bir şekilde
Hırpalayan bu kale de olmasa
N'olacak bakalım hırpalayan bu kale de olmasa
Kuşkusuz artacak yalnızlığım sevgili çocuk

Biliyorsun ben hangi şehirdeysem
Yalnızlığın başkenti orası

Bir de yine sevgili çocuk
Biliyorsun kişi tutkularıyla
Yalnızlığını adlandırıyor o kadar

Arkada bir su devrile devrile akıyor
Rastgele bir ağaca soruyorum
Bir şey var sanki onu soruyorum
Değil orda diyor belki biraz daha ilerde
Tanrı meleğini ağırlamaya çalışan
Ataerkil bir aile gözümü alıyor

Dedelerin yüzlerinde erozyon
Silip götürmüş bütün evetleri

Annelerinse ağızlarında hiyeroglif
Babalarınsa ağustoslar atasözleri

Amcalarınsa avdan boş dönüyor elleri
Teyzelerse elleriyle yargılıyor gök güzelliğini

Ablalarınsa boyunları soru işareti
Ağabeylerse utançlarından emrah

Sıralanmışlar su boylarına
Bıçakla soyuyorlar kelimeleri

Ya suya giden küçük kızlar
Onlar
Tıpkı o kuşlar gibi
Uçan daha bir süre
Sonra da vurulduktan

Bir mezarın doğurduğu iştahlı bir çocuktur Anadolu şiiri

Ey şiir arayıcısı ey esrik kişi
Şu son dönemecini de aşınca gecenin
Doğacak gün artık gündüze ilişkin değil
Bu ağartı ancak yürekle karşılabilir
Bütün iş orda işte, ordan usturuplu geçmesini bil
Tutsaksan ellerini sıvışır gibi zincirlerinden
Ve balyozla vursalar mısralarına
Soylu bir demir sesi yükselir
Soylu büyük ve mavi bir demir sesi

Ellerim egece yatısına çağrılmış
Ve
Teleşsız görünmeye çalışan bir Kafka gibi

Yüzüm giyotine abone

3/02/2009

Ben senden önce ölmek isterim/Nazım Hikmet

* * *

Ben
senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
İyisi mi, beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni görebilesin...
Fedakârlığımı anlıyorsun :
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum
yaşıyorum yanında senin.
Sonra, sen de ölünce
kavanozuma gelirsin.
Ve orda beraber yaşarız
külümün içinde külün,
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar...
Ama biz
o zamana kadar
o kadar
karışacağız
ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacağız.
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak :
biri sen
biri de ben.
Ben
daha ölümü düşünmüyorum.
Ben daha bir çocuk doğuracağım.
Hayat taşıyor içimden.
Kaynıyor kanım.
Yaşayacağım, ama çok, pek çok,
ama sen de beraber.
Ama ölüm de korkutmuyor beni.
Yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze şeklini.
Ben ölünceye kadar da
bu düzelir herhalde.
Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bu günlerde?
İçimden bir şey :
belki diyor.

18 Şubat 1945
Piraye Nâzım Hikmet

12/23/2008

farkında olmalı insan/Can Yücel


Farkında Olmalı İnsan...
Kendisinin, Hayatın Olayların, Gidişatın Farkında Olmalı.
Farkı Fark Etmeli, Fark Ettiğini De Fark Ettirmemeli Bazen...
Bir Damlacık Sudan Nasıl Yaratıldığını
Fark Etmeli.
Anne Karnına Sığarken Dünyaya Neden Sığmadığını
Ve En Sonunda Bir Metre Karelik Yere Nasıl Sığmak Zorunda Kalacağını
Fark Etmeli.
Şu Çok Geniş Görünen Dünyanın, Ahirete Nispetle Anne Karnı Gibi Olduğunu
Fark Etmeli.
Henüz Bebekken 'Dünya Benim!' Dercesine Avuçlarının Sımsıkı Kapalı
Olduğunu, Ölürken De Aynı Avuçların 'Her Şeyi Bırakıp Gidiyorum
İşte!' Dercesine Apaçık Kaldığını
Fark Etmeli.
Ve Kefenin Cebinin Bulunmadığını Fark Etmeli.
Baskın Yeteneğini
Fark Etmeli Sonra.
Azraillin Her An Sürpriz Yapabileceğini,
Nasıl Yaşarsa Öyle Öleceğini
Fark Etmeli İnsan
Ve Ölmeden E vvel Ölebilmeli.
Hayvanların Yolda Kaldırımda Çöplükte
Ama Kendisinin Güzel Hazırlanmış Mükellef Bir Sofrada Yemek Yediğini
Fark Etmeli.
Eşref-İ Mahlukat (Yaratılmışların En Güzeli) Olduğunu
Fark Etmeli.
Ve Ona Göre Yaşamalı.
Gülün Hemen Dibindeki Dikeni, Dikenin Hemen Yanı Başındaki Gülü
Fark Etmeli.
Evinde 4 Kedi 2 Köpek Beslediği Halde
Çocuk Sahibi Olmaktan Korkmanın Mantıksızlığını
Fark Etmeli.
Eşine 'Seni Çok Seviyorum!' Demenin Mutluluk Yolundaki Müthiş Gücünü
Fark Etmeli.
Dolabında Asılı 25 Gömleğinin Sadece Üçünü Giydiğini, Ama Arka
Sokaktaki Komşusunun O Beğenilmeyen Gömleklere Muhtaç Olduğunu
Fark Etmeli.
Zenginliğin Ve Bereketin, Sofradayken Önünde Biriken Ekmek
Kırıntılarını Yemekte Gizlendiğini
Fark Etmeli.
FARK ETMELİ.
Ömür Dediğin Üç Gündür,
Dün Geldi Geçti Yarın Meçhuldür,
O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür,O Da Bugündür.


CAN YÜCEL

12/03/2008

Gel/Levent İşbilen

Bir cumartesi buraya gel,öğleden sonra akşama yakın
Hani geçmişe bugünün gözleriyle bakmak adına
Umutlar,amaçlar yüklenmeden gel
Güneş,kış odasına değen harlı bir soba olsun
Sırf ısınmak için belki,çık gel
Beni gör.
Kalabalıklar içinde yalnız
defterine eğilmiş
kargacık burgacık satırlar karalarken.
Ne sevinç,ne şaşkınlık,ne acı
Ne de pişman olsun avuçların
Beni gör.
Unutkanlığın kıyısına devrilen günlerimiz
sevinçlerimiz
Acılarımız.
Ummadığımız bir şey olsun birgün
Çık gel.
Yüzü kederlerle yıkansın günün....
Lev...

11/03/2008

Tahirle Zühre Meselesi/Nazım Hikmet

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte
yani yürekte.

Meselâ bir barikatta dövüşerek
meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken
meselâ denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

Seversin dünyayı doludizgin
ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahiri Zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

10/31/2008

Bir Eflatun Ölüm/Behçet Aysan

kırgınım, saçılmış
bir nar gibiyim

sessiz akan bir ırmağım
geceden
git dersen giderim
kal dersen kalırım

git
dersen
kuşlar da dönmez, güz kuşları
yanıma kiraz hevenkleri alırım

ve seninle yaşadığım
o iyi günleri,
kötü
günleri bırakırım.

aynı gökyüzü aynı keder
değişen bir şey yok ki
gidip
yağmurlara durayım.

söylenmemiş sahipsiz
bir şarkıyım

belki
sararmış
eski resimlerde kalırım

belki esmer bir çocuğun dilinde.

bütün derinlikler sığ
sözcüklerin hepsi iğreti

değişen bir şey yok hiç
ölüm hariç.

aynı gökyüzü aynı keder.

10/30/2008

Başka Türlü Bir Şey/Can Yücel

başka türlü bir şey benim istediğim
ne ağaca benzer, ne de buluta
burası gibi değil gideceğim memleket
denizi ayrı deniz,
havası ayrı hava..

bir başka yolculuk dalından düşmek yere
yaşadığından uzun

bir tatlı yolculuk dalından inmek yere
ağacın yüksekliğince
dalın yüksekliğince rüzgarda
ve bir yeni ömür
vardığın çimen yeşilliğince

nerde gördüklerim
nerde o beklediğim
rengi başka
tadı başka..

10/15/2008

Bu Eller Miydi?/Fazıl Hüsnü Dağlarca

Bu eller miydi masallar arasından
Rüyalara uzattığım bu eller miydi.
Arzu dolu, yaşamak dolu,
Bu eller miydi resimleri tutarken uyuyan.

Bilyaların aydınlık dünyacıkları
Bu eller miydi hayatı o dünyaların.
Altın bir oyun gibi eserdi
Altın tüylerinden mevsimin rüzgarı.

Topraktan evler yapan bu eller miydi
Ki şimdi değmekte toprak olan evlere.
El işi vazifelerin önünde
Tırnaklarını yiyerek düşünmek ne iyiydi.

Kaybolmus o çizgilerden
Falcının saadet dedikleri.
O köylü çakısının kestiği yer
Söğüt dallarından düdük yaparken...

Bu eller miydi kesen mavi serçeyi
Birkaç damla kan ki zafer ve kahramanlık.
Yorganın altına saklanarak
Bu eller miydi sevmeyen geceyi.

Ayrılmış sevgili oyuncaklardan
Kırmış küçücük şişelerini.
Ve her şeyden ve her şeyden sonra
Bu eller miydi Allaha açılan !

10/12/2008

Ben mi? Evet.../Ataol Behramoğlu

ben mi? evet...
bir gün çıkıp gideceğim kapıları, evleri, dergileri, hüzünleri bırakarak...
bir çiçek merhaba diyecek...
hoşgeldin diyecek dağ...
orman gülümseyecek...
anımsayışların, bekleyişlerin, ümitlerin ya da ümitsizliklerin
hırsların, yarışların, tasaların kalktığı yerde
tam anlatının, salt anlatının kaldığı yerde başlayacak şiir...
hiç kimseye seslenmeyen, kendi kendine yeten sadece...
kendi mantığı; kendi güzelliği içinde tutarlı...
ama halkın yaşantısı girecektir oraya, çünkü yaşayan büyük
bir şeydir halk...
deniz ve ufuk girecek, karınca yuvaları, gökyüzü, kozalaklar
ve kopuk ve artık hasetsiz bir aşk...
yani sevişmek denizle, koşulsuz, önyargısız, hesapsız...
yani uzanmak ve düşünmek binlerce yıl..
doğan, ölen ve yaşayan şeyleri...
doğumu, ölümü ve yaşamayı
yani dingin ve büyük olan herşeyi anlatmak...
ben mi?evet. çıkıp gideceğim bir gün...
tasasız, gözyaşsız, geride birşey bırakmadan ve birşey beklemeden
ilerde...
sadece yağmur sularından pırıl pırıl bir yürek
artık kendi kendinin anlamı ve nedeni olan bir yürekle...

9/12/2008

Yağmur Arkası/Afşar Timuçin

Yağmurlar yağdı ve hiç dinmedi
Her biri saydam çiçeklenen saçında
Yağmurlar daha çok pencereler içindi
Öksüzdüm gözyaşıydım dudağında
Bir sancıydım boğuk akşamlar gibi
Büyüdükçe büyüdü isli ve yalnız olmak
Kirazını soldurdu ağaçların
Nasıl devrildi taşlar üstümüze
Çoğalan nasıl boydan boya kuşkular
Kar dizboyu ölümü sokakların
Ezgiler sabahlarda eriyecek
Gözlerin uykumda yeşerir durur
Kalsam çağlar boyu yokluğunun kapısında
Yaşamak bunca umuda yeniden varmak olur
Ölmek seni duymamak bir gün daha

8/29/2008

İlhan Berk

Edebiyat dünyasının önemli bir ismi daha aramızdan ayrıldı. Ünlü şair İlhan Berk vefat etti.

Neca­ti­gi­l'i­n deyi­mi­yle "şi­i­ri­mi­zi­n uç beyi­" İlhan Berk, bir süredir tedavi gördüğü Bodrum Devlet Hastanesi'nde hayata gözlerini yumdu. Cenaze, 30 Ağustos Cumartesi günü Bodrum Adliye Camii'nde kılınacak öğle namazından sonra
kaldırılacak. İlhan Berk, eşi Edibe Hanım'ın yanına defnedilecek.

İlhan Berk, 1918'de Ma­ni­sa­'da­ do­ğdu. İlk şi­i­rleri­ Ma­ni­sa­ Ha­l­ke­vi­ dergi­si­, Uya­nış, Va­r­l­ık, Çığır­ gi­bi­ dergi­lerde çıktı. 1944 yılında­ Anka­ra­ Ga­zi­ Eği­ti­m Ensti­tüsü'nün Fra­nsızca­ Bö­lümü'nü bi­ti­rdi­. Desta­nsı yö­nünün a­ğır ba­stığı, a­deta­ bi­r Türk Wa­lt Whi­tma­n'ı o­la­ra­k a­dla­ndırıldığı dö­nemde İstanbul (1947), Gü­na­ydın Ye­r­yü­zü­ (1952), Tü­r­ki­ye­ Şa­r­kısı (1953) ve Kö­r­oğl­u'nu (1955) ya­yımla­dı.

1953 yılına­ ka­da­r çıka­rdığı ki­ta­p­la­rla­ gerçekçi­ bi­r şa­i­r gö­rüntüsü veri­yo­rdu. 1953'te Ye­ni­l­i­k dergi­si­nde ya­yımla­dığı "Sa­i­nt Anto­i­ne'ın Güverci­nleri­", i­leri­de İki­nci­ Yeni­ a­dını a­la­ca­k şi­i­r a­kımının ha­berci­si­ o­ldu. Bu ö­zelli­k da­ha­ so­nra­la­rı geli­şerek sürdü ve İlha­n Berk'i­n ö­zgün tutumu durumuna­ geldi­. Gi­derek İki­nci­ Yeni­ şi­i­ri­ni­n ö­ncüsü ve en güçlü sa­vunucusu o­la­ra­k a­nılma­ya­ ba­şla­dı. Şi­i­rleri­nde ci­nselli­k ve ta­ri­h a­na­ tema­la­r olarak beli­rdi­. Çeşi­tli­ nesneleri­, kent,
so­ka­k gi­bi­ o­lgula­rı a­yrıntılı bi­r "ki­mli­k ka­rtı" so­mutluğu ta­şıya­n bi­r bi­çi­mde şi­irleşti­rdi­. Son yıllarda açtığı resim sergileriyle de dikkatleri çekti. İlhan Berk'in tüm eserleri Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanıyor.


Güneşi Yakanların Selamı

Bir zevk duyulmaz oldu, buranın rüzgârlarından
Hayat soldu bir günün enginlerinde yine.
Selâm! Sonsuzların yorgun gönüllerine
Selâm: Güneşi içeren çocukların diyarından!...

Bir ateş yakalım ki geçmesin hatta bir an
Ve sussun kurtlar, kuşlar bir gök gürültüsüyle;
Bir ateş yakalım ki, tutuşsun gökler bile
Ve Güneş içilsin o gün, kızıl çanaklardan!...

Varsın eskisin sesim kaybetsin ahengini
Geceler kıskanmasın aydınlığa süsünü.
Donatsın sonsuzluklar gibi gurubun rengini
Söylesin ve uzaklar baharın türküsünü...

Neler, neler beklenmez nihayetsiz bir yerden
Güneşi içelim mor şafaklar gecesinden.
Selâm! Sonsuzluklara, hasretli gönüllerden,
Selâm, güneşi, göğü yakanlar bahçesinde!...

güneşi yakanların selamı


Baş­lı­ca Yapı­t­ları­:

Şi­i­r: Bütün ya­p­ıtla­rı üç ci­ltte to­p­la­nmıştır Eşik (19471975): İsta­nbul­
(1947), Gü­na­ydın Ye­r­yü­zü­ (1952), Tü­r­ki­ye­ Şa­r­kısı (1953), Kö­r­oğl­u
(1995), Ga­l­i­l­e­ De­ni­zi­ (1958), Çi­vi­ Ya­zısı (1960), Otağ (1961),
Mısır­ka­l­yoni­ğne­ (1962), Âşıka­ne­ (1968): Şe­nl­i­kna­me­ (1972), Ta­şba­skısı
(1975); Aşk Tah­tı (19761982): Atlas (1976), Kül(1978) ve De­ni­z
Eski­si­/Şi­i­r­i­n Gi­zl­i­ Ta­r­i­hi­ (1982); Akşama Doğ­ru (19841996):
DeltaveÇocuk (1984), Gü­ze­l­ Ir­ma­k (1998), Dü­n Da­ğl­a­r­da­ Dol­a­ştım Evde­
Yoktum (1993), Avl­uya­ Dü­şe­n Göl­ge(1996). AyrıcaKuşl­a­r­ın Doğum Gü­nü­nde­
Ol­a­ca­ğım (2005), Ev (1997), Çok Ya­şa­sın Sa­yıl­a­r­ (1998), Şe­yl­e­r­ Ki­ta­bı
(2002) a­dlı ki­ta­p­la­rı va­rdır. Deneme / Günlük / Ot­o­bi­yo­g­rafi­: Uzun Bi­r­
Adam (1982, geni­şleti­lmi­ş ba­skı 2005), Şi­fa­l­ı Otl­a­r­ Ki­ta­bı (1982, 2004),
El­ Ya­zıl­a­r­ına­ Vur­uyor­ Gü­neş (1983, geni­şleti­lmi­ş ba­skı 1992), Şa­i­ri­n
To­p­ra­ğı (1992), İnfer­no (1994, geni­şleti­lmi­ş ba­skı 2004), Ka­na­tl­ı At
(1994), Logos (1996), Poe­ti­ka­ (1997), Kü­l­t Ki­ta­p (1998); Çevi­ri­ /
Ant­o­lo­ji­: Ba­şl­a­ngıcında­n Bugü­ne­ Be­yi­t Mısr­a­ Antol­oji­si­ (1960, 2.
ba­skı 2004), Fr­a­nsız Şi­i­r­i­ Antol­oji­si­ (2001), Seç­meKa­ntol­a­r­
-EzraPo­und: (1969), Se­ç­me­ Şi­i­r­l­e­r­ Arthur Ri­mba­ud (1962), Asıl­ı Er­os
(1996), Gü­l­de­ste­ Ba­şl­a­ngıç­ta­n Bugü­ne­ Tü­r­k Şi­i­r­i­ Antol­oji­si­
(2004); Yabancı­ di­llere çevri­lmi­ş­ yapı­t­ları­: Esta­mbul­ / İsta­nbul­,
Ma­dri­d, 1988; Hi­stoi­r­e­ Se­cr­ète­ de­ l­a­ Poési­e­ / Şi­i­r­i­n Gi­zl­i­
Ta­r­i­hi­, Pa­ri­s: Arfuyen 1991; Poe­ma­s / Şi­i­r­l­e­r­, Ma­dri­d, 1992; Ri­o
He­r­moso / Gü­ze­l­ Ir­ma­k, Ma­dri­d, 1995; Se­l­e­cte­d Poe­ms / Se­ç­me­
Şi­i­r­l­e­r­, Lo­ndra­, 2006, Ma­r­ de­ Ga­l­i­l­e­a­ / Ga­l­i­l­e­ De­ni­zi­,
2006, Ma­dri­d; Se­l­e­cte­d Poe­ms /Se­ç­me­ Şi­i­r­l­e­r­, Uni­ted Ki­ngdo­m,
2007.


7/12/2008

gece buluşması/Attila İlhan

sen istinye'de bekle ben buradayim
icimde köpek gibi havlayan yalnizligim
belki gelmem gelemem bes dakika bekle git
cünkü ben buradayim karanliktayim

cünkü elimi kestim beni kan tutuyor
sarabim bütün eksi suyum soguk
yanimda olmadin mi seni seviyorum
belki gelmem gelemem bes dakika bekle git

yüzünü islatmadan aglayabilir misin
yari geceden sonra telefon ettin mi hic
karanlik adamlar hüviyetini sordu mu
ben senin olmadigini ariyorum
belki gelmem gelemem bes dakika bekle git

yabanci gibisin miyop gözlerin kisik
bana ait ne varsa seni korkutuyor
sana ait ne varsa hicbiri benim degil
belki ölmek hakkimi kullaniyorum
belki gelmem gelemem bes dakika bekle git...
Attila İlhan

7/06/2008

seni günlere böldüm/Edip Cansever

Seni günlere böldüm,seni aylara

Daha yillara,yüzyillara bölecegim

Ve her zaman söyleyecegim ki beni anla

Böyle eskitilmis de olsa bu kalbi

Minesi catlamis bir dis gibi durduracagim karsinda.

Siirler söylenir,siirler biter

Biz bu sevdayi neresine sakladikti sen ona bak da

Kahverengi avuclarina mi gözlerinin

Tam oradan mi kahverengi yagan bir aydinliga.

Bütün günler yenilesir her bekleyiste

Ve bütün dünler,bütün gecmisler

Kapisini acarsin ki bir de,hic kimseler yok

Caresiz,benim sana gelisim de hep öyle.

Dün aksama dogru turuncu bir bulut gecti

Sonra bütün bulutlar hep birden gecti

Anilar,anilar,belki hepsi bir kelime.

Edip Cansever

(sairin seyir defteri)

7/04/2008

Yaşamaya Dair/Nazım Hikmet

3
bu dünya soguyacak,
yildizlarin arasinda bir yildiz,
hem de en ufaciklarindan,
mavi kadifede bir yaldiz zerresi yani,
yani,bu koskocaman dünyamiz.

bu dünya soguyacak günün birinde,
hatta bir buz yigini
yahut ölü bir bulut gibi de degil,
bos bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlikta ucsuz bucaksiz

simdiden cekilecek acisi bunun,
duyulacak mahzunlugu simdiden.
böylesine sevilecek bu dünya
"yasadim" diyebilmen icin...
Nazim Hikmet
(1947-1948)

7/03/2008

Buluşmak üzre/Can Yücel

diyelim yagmura tutuldun bir gün
bardaktan bosanircasina yagiyor mübarek
öbür yanda günes kendi keyfinde
ne de olsa yaz yagmuru
piril piril düsüyor damlalar
eteklerin uca uca bir kosudur kopardin
dar attin kendini karsi evin sundurmasina
iste o evin kapisinda bulacaksin beni

diyelim icin cekti bir sabah vakti
erkenden denize gireyim dedin
kulac attikca sen
patiska carsaflar gibi yirtiliyor su ortadan
ege denizi bu efendi deniz
seslenmiyor
derken bi de dibe dalayim diyorsun
icine dogdu belki de
iste cil cil kosusan baliklar
lapinalar gümüsler var ya
eylim eylim salinan yosunlar
onlarin arasinda bulacaksin beni
Can Yücel