1/30/2009

Guernica/Pablo Picasso


savas karsitliginin tum dunyada sembolu haline gelmis pablo picassonun tablosunun adi.

tablonun uluslararasi une kavusmasi ikinci dunya savasi sirasi ve sonrasina rastlar. guernica asil olarak fasizmin igrencligini anlatir.

picasso fasist diktator franco nun zaferiyle sonuclanan ispanya ic savasi sirasinda ilk gencliginde gittigi fransadadir. ispanya cumhuriyetci hukumeti paris te duzenlenecek bir sanat fuari icin bir yapit ortaya koymasini ister. picasso ispanya nin guernica adli bir kasabasi franco yu destekleyen fasist alman ucaklari tarafindan bombalanincaya kadar ortaya birsey cikartamaz.

guernica, basklar icin tarihsel acidan cok onemli ve bir kultur kasabasi olmasinin disinda askeri oneme sahip olmayan ve sadece sivillerin yasadigi bir bolge o zamanlar. bask mirasinin onemli bir bolumu bu noktada bulunuyor ve o doneme kadar cepheden oldukca uzak bir cografya.

1937 nisan sonlarina dogru almannazi savas ucaklari bu askeri onemi sifir olan bolgeyi bombaliyorlar ve ardlarinda cok sayida olu, yarali, tahrip edilmis tarihi eser birakip cekiliyorlar. bombardiman sirasinda kasabadaki herkesin sivil ve silahsiz oldugu daha sonra da teyid ediliyor.

o sirada fransa da bulunan ve dunyada da buyuk tepkiye neden olan bu bombardimandan manevi anlamda buyuk olcude etkilenen pablo picasso1 mayis 1937 de guernica adli tabloya basliyor. katliami anlatmaya calisirken tuhaf ve herzamanki olculer gozonune alindiginda anlasilmaz cizgiler ve renkler kullaniyor. ispanya cumhuriyetci hukumetinin ilk tepkisi bu ne la tadinda oldukca olumsuz oluyor. tabloyu degistirmeye bile kalkiyorlar. belki de utandiklari icin uluslararasi resim fuarinin tanitim kataloguna bile almiyorlar tabloyu.

tablo bittikten sonra yine de fuarin ispanya pavyonunda yer aliyor. guernica da yasanan vahsetin anlatildigi tabloya bakanlarda oldukca antipatik bir etki yapiyor picasso nun kullandigi renkler ve anlasilmaz cizgiler. tabii o sirada fasist almanya avrupayi isgale henuz baslamamis ve kitlesel katliamlara henuz girismemis.

sergide bu tabloyu gorup de irkilenler, sozkonusu katliamlarin ardindan, bu irkilme tepkisinin aslinda tablonun kendisi oldugunu anliyorlar.

resim 1938 yilina kadar fransayi dolasiyor ardindan da picasso nun izni uzerine newyork sanat muzesinde sergileniyor. 1975 de hala diktator franco tarafindan fazimle yonetilen ispanya tablonun iadesini istiyor. muze tablonun iadesini demokratik bir ispanya sartina baglayarak franco ya tokat atiyor. sonunda 1981 de picasso nun 100. yasgununde franco dan kurtulmus ispanya nin pradomuzesine gonderiliyor guernica.

guernica hala picasso nun en buyuk basyapiti olarak degerlendiriliyor ve dunya nin en onemli tablolari arasinda yer aliyor

guernica esas olarak fasizmin igrencligini anlatir. tablonun tamamlanisi sirasinda anlatilan cok da ilginc bir de anektot vardir:

picasso nun tabloyu bitirmeye calistigi atolyeye resmi merak eden bir nazi komutani girer ve hemen hemen bitmis olan tabloya kucumser bir ifadeyle dukak bukerek bakar,

"bunu siz mi yaptiniz?" diye sorar.

picasso ise nazi komutanina donup

"hayir efendim, siz yaptiniz" diye yanit verir.

pablo picassonun en ünlü ve anlamlı duvar resimlerinden biri..ayrıca can yayınlarından çıkan ay,carmela adlı tiyatro eserinin kapağına da konmuştur.zaten kitap da ispanya iç savaşını anlatır ay,carmela ise o dönemler cumhuriyetçilerin söylediği bir marştır.kitaba adını vermiştir... (cenciole, 04.08.2006 21:06 ~ 21:08)

ispanya' nın bask bölgesinde 26 nisan 1937 tarihinde alman hava kuvvetlerinin desteklediği general franco ve yandaşlarınca, bir kaç saat içerisinde yerle bir edilmiş ve pablo picasso' nun çizimiyle "insan yaşamını ve uygarlığını tehdit eden yıkıcı güçlerin çarpıcıbir sembolü" haline getirilmiş olan ve aynı isimli tablosuna da ilham olmuş olan kasaba.

tablo' nun yorumu;

guernica' da ki figürler dramatik hareketlerle ve acılı ifadelerle yıkılmakta, düşmekte ve bağırmaktadırlar. insan ve hayvanlardan oluşan figürlerin hepsi birer kurbandır.

resmin sol köşesinde kollarında ölü çocuğuyla ağlayan bir anne vardır; kadının üzerinde gürleyen bir boğa * görülür ve önünde kırılmış kılıcından bir çiçek yeşermekte olan ölü bir askerin parçalanmış bedeni yatar.

sağdan kambur bir kadın yardım bulmaya çalışan bir ifadeyle koşturmaktadır. kadının üzerinde karanlığa ışık tutan bir figür korku ve umutsuzluk içinde kollarını havaya kaldırır.

orta kısmın hemen sol tarafında vahşice şaha kalkmış bir at durur ve atın üzerinde içinde bir ampul olan göz şeklinde bir lamba yanmaktadır. * * *

1/23/2009

Sali/Ben Sali/Salih Turan

Gitmek,seni hep duyup da görmeden yaşamaya çalışarak gitmek.Gitmek,hep olmak istediğimden kaçarak yaklaşmak.Yaklaşmak yaşam istemlerimle acıya.
Şimdi dehşet seslerin esirliğindeyken seni kulak ötesi duymak, duymak elimin siyah gölgesinde,seni yazmak,yazmak bu gizemli kıza,sonra bir ölüm suyunda yıkanmak.
Yine bayağı bir atmosferin derinleşen senlerindeyim.Burada oluşumun yargılama hakkını kullandığın soruna?Yanıtım,inan sensizliğin dağılmalarındayım.
Toplamak,açılıp gitmekte olan sende ki benleri.Biliyorum,hemcinslerinde seni görecek olmak...Sonrası kavgalarım ve de ayrışmalarım.
Kalan sensin bende.Bunu anla,anla tüm toplumsal koşullanmaların dışında kalan sen.
Kal dışında.Bir yaratıcıyı yargılama seansında olan tüm zavallıları.Eğer açarsan sende ki tüm örtüleri,orada,sende ki beni bulacaksın.
Bul beni,sevinirim.Susuzluğunda sana ıssız dağların,ilk bulut sularını akıtarak yenilenmek,bir mavi kenarında rahatlamanda,kucağındaki başım.
Ben ben olurum,senin sen oluşunda.
Duy beni umutlarının erozyona uğrayıp(sana yansıyan bir şey varsa o da sende olandır)tükenmekte olduğu anda.İnan ki o an, içimdeki sonsuz benleri emrine verip her kaybedişini geri almak adına bir ölüm sunacağım yaratana.
Duy beni,sevinirim.Duy beni,tüm evren sevinir tükenmekte olan son güzelin gidişinde.
5 Eylül 1994
Suadiye

1/15/2009

uykusuzluk/alıntı...

Sabahın üçünde,umutsuzca aşıksan ve telefonu kullanamayacak kadar gururluysan,özellikle de onun orda olmadığını düşündüğün anlarda,kendine çullanırsın ve bir akrep gibi kendini sokarsın.
Bir zaman sonra bu durulur.Eğer yaratıcı bir bireysen kendine, bu açıdan bir şeyler çıkarıp çıkaramayacağını sorarsın(...)Ansızın acımın resmini yapmaya karar verdim(...)
Yalnız kulak verin,aşkın sözkonusu olduğu yerde,hiçbir şey,hiç kimse,hiçbir durum tümüyle gülünç olmaz.Hiç doyamadığımız bir şey varsa o da aşktır.Ve yeterince vermediğimiz tek şey de o dur.
" Aşk ne yalvarmalı,ne de istemelidir".bu elleri, ayakları bağlı birine ip merdivene tırmanmasını söylemeye benziyor.Bu soylu gerçeği kebullenebilmek için acılardan geçmelisin.Sinik kişi bunun ölümlü insanlar için değil,azizler ya da melekler için söylendiğini ileri sürecektir..Ama korkunç gerçek şu ki; biz sıradan insanlardan istenen tam da olanaksız olandır.
Biziz ayartıcı isteklerle kurtuluşa ulaşan.Ateşe atılması gereken bizleriz.Aziz olmak için değil,tümüyle ve sonsuza kadar insan kalabilmek için.Hata ve zaaflarımızla edebiyatın baş yapıtlarına esin kaynaklığı edenler biziz.En berbat durumda bile umut doluyuz.Şeytan,eğer onu iyi tanıyorsam"iç güdülerinize inanmayın,sezgilerinizden sakının" diyendir.
O bizim insan kalmamızı ister.fazlasıyla insan.
......

1/12/2009

Gazze/alıntı...



Aforizmalar İsrail'in Gazze'de yaptığı katliamın günlüğü'nü yapmış...dikkat çekici gerçekten...

1/10/2009

Otobiyografi/Nazım Hikmet

1902'de doğdum
doğduğum şehre dönmedim bir daha
geriye dönmeyi sevmem
üç yaşımda Halep'te paşa torunluğu ettim
on dokuzumda Moskova'da komünist Üniversite öğrenciliği
kırk dokuzumda yine Moskova'da Tseka-Parti konukluğu
ve on dördümden beri şairlik ederim

kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir
ben ayrılıkların
kimi insan ezbere sayar yıldızların adını
ben hasretlerin

hapislerde de yattım büyük otellerde de
açlık çektim açlık gırevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir

otuzumda asılmamı istediler
kırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesini
verdiler de
otuz altımda yarım yılda geçtim dört metre kare betonu
elli dokuzumda on sekiz saatta uçtum Pırağ'dan Havana'ya

Lenin'i görmedim nöbet tuttum tabutunun başında 924'de
961'de ziyaret ettiğim anıtkabri kitaplarıdır

partimden koparmağa yeltendiler beni
sökmedi
yıkılan putların altında da ezilmedim

951'de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün
52'de çatlak bir yürekle dört ay sırtüstü bekledim ölümü

sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım
şu kadarcık haset etmedim Şarlo'ya bile
aldattım kadınlarımı
konuşmadım arkasından dostlarımın

içtim ama akşamcı olmadım
hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı ne mutlu bana

başkasının hesabına utandım yalan söyledim
yalan söyledim başkasını üzmemek için
ama durup dururken de yalan söyledim

bindim tirene uçağa otomobile
çoğunluk binemiyor
operaya gittim
çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın
çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 21'den beri
camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye
ama kahve falıma baktırdığım oldu

yazılarım otuz kırk dilde basılır
Türkiye'mde Türkçemle yasak

kansere yakalanmadım daha
yakalanmam da şart değil
başbakan filân olacağım yok
meraklısı da değilim bu işin
bir de harbe girmedim
sığınaklara da inmedim gece yarıları
yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında
ama sevdalandım altmışıma yakın
sözün kısası yoldaşlar
bugün Berlin'de kederden gebermekte olsam da
insanca yaşadım diyebilirim
ve daha ne kadar yaşarım
başımdan neler geçer daha
kim bilir.
not:bu yağlıboya resim nazım hikmet'in kendi yaptığı otoportresi dir..mükemmel değil mi?

1/04/2009

yeter...


Masum çocukları öldürmenin hiçbir haklı gerekçesi yoktur...

1/03/2009

Ben hayatta en çok babamı sevdim../Can Yücel

Ben hayatta en çok babamı sevdim

Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk

Çarpı bacaklarıyla -ha düştü ha düşecek

Nasıl koşarsa ardından bir devin

O çapkın babamı ben öyle sevdim

Bilmezdi ki oturduğumuz semti

Geldi mi de gidici - hep , hep acele işi

Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi

Atlastan bakardım nereye gitti

Öyle öyle ezber ettim gurbeti

Sevinçten uçardım hasta oldum mu,

Kırkı geçerse ateş, çağırırlar İstanbul'a

Bi helallaşmak ister elbet , diğ'mi oğluyla!

Tifoyken başardım bu aşk oy'nunu,

Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu,

En son teftişine çıkana değin

Koştururken ardından o uçmaktaki devin,

Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için

Açıldı nefesim, fikrim, canevim

Hayatta ben en çok babamı sevdim.